9 Nis 2010

RÛM SURESİ


RÛM SURESİ

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
اللَّهُ يَبْدَأُ الْخَلْقَ ثُمَّ يُعِيدُهُ ثُمَّ إِلَيْهِ تُرْجَعُونَ

Rûm Suresi ayet 11

وَيَوْمَ تَقُومُ السَّاعَةُ يُبْلِسُ الْمُجْرِمُونَ

Rûm Suresi ayet 12 

وَلَمْ يَكُن لَّهُم مِّن شُرَكَائِهِمْ شُفَعَاء وَكَانُوا بِشُرَكَائِهِمْ كَافِرِينَ

Rûm Suresi ayet 13

وَيَوْمَ تَقُومُ السَّاعَةُ يَوْمَئِذٍ يَتَفَرَّقُونَ

Rûm Suresi ayet 14

Evet, bila şüphe bilinmelidir ki O Yüce Mevla’dır ki kudreti ilahiyesiyle evvela insanları halk eyleyip icat eyledi. Ve tekrar imateden (ölüm) sonra ihya ederek yani diriltip hesap almak için Mahkemeyi Kübra’sına çağrı verip amellerine göre kimi mükâfat ve kimi de cezalandıracaktır. Evet, öyle bir gün ki o günde mücrimler, müşrikler, münkirler, delilsiz ve hüccetsiz kalarak mütahayyiren (hayretler içinde) sükûtu tercih ederler. O tağutları ve Senemleri ki onlardan çareyi halas ümit ediyorlardı. Ve onlara ibadet edip küfür üzere imrarı hayat ettiler. Maalesef şefaatleri görmediler. O tağutlardan onlara şefaatçi bir kimse bulunmadı. Haib (ümitsiz, nasibsiz,utanan) ve hasir (hüsranda kalan zarara uğrayan) kaldılar. Evet, işte o günde mümin ile kâfir biri birisinden ayrıldılar. İmanla beraber ameli salihi işleyen cennete gayri ise cehenneme girdiler. Bunun müstaki ise;



فَأَمَّا الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فَهُمْ فِي رَوْضَةٍ يُحْبَرُونَ

Rûm Suresi ayet 15
 
وَأَمَّا الَّذِينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِآيَاتِنَا وَلِقَاء الْآخِرَةِ فَأُوْلَئِكَ فِي الْعَذَابِ مُحْضَرُونَ

Rûm Suresi ayet 16 Ayeti kerimlerdir.

Yani ayeti ilahiyeye inanmayıp tekzip ederek Resullüllah’ı dinlemeyip,karşılık veren guruhi kâfirin daimi olarak cehennemin azabında kalacaklardır.

وَمِنْ آيَاتِهِ أَنْ خَلَقَكُم مِّن تُرَابٍ ثُمَّ إِذَا أَنتُم بَشَرٌ تَنتَشِرُونَ

Rûm Suresi ayet 20

وَمِنْ آيَاتِهِ أَنْ خَلَقَ لَكُم مِّنْ أَنفُسِكُمْ أَزْوَاجًا لِّتَسْكُنُوا إِلَيْهَا وَجَعَلَ بَيْنَكُم مَّوَدَّةً وَرَحْمَةً إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ لِّقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ

Rûm Suresi ayet 21

وَمِنْ آيَاتِهِ مَنَامُكُم بِاللَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَابْتِغَاؤُكُم مِّن فَضْلِهِ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ لِّقَوْمٍ يَسْمَعُونَ

Rûm Suresi ayet 23 


وَمِنْ آيَاتِهِ يُرِيكُمُ الْبَرْقَ خَوْفًا وَطَمَعًا وَيُنَزِّلُ مِنَ السَّمَاء مَاء فَيُحْيِي بِهِ الْأَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ لِّقَوْمٍ يَعْقِلُونَ

Rûm Suresi ayet 24

وَمِنْ آيَاتِهِ أَن تَقُومَ السَّمَاء وَالْأَرْضُ بِأَمْرِهِ ثُمَّ إِذَا دَعَاكُمْ دَعْوَةً مِّنَ الْأَرْضِ إِذَا أَنتُمْ تَخْرُجُونَ

Rûm Suresi ayet 25
        
Evet, Cenab-ı Allah’ın azametine, vahidi mutlak olduğuna sonsuz kudrete sahip olduğuna, mülkünde onun şeriki misli ve neziri benzeri olmadığına, ihya (hayat verme,diriltme) ve emate yeddi kudretine bağlı olduğuna, yer ile gök onun yalnız ve yalnız gücüyle kudretiyle devam etmeleri olduğuna, müdebbir ve rezzakı mutlak olduğuna sureti kat’iyede haşrın vuku bulması emrine bağlı olduğuna, insanların dil renk ve yer ile gök biri birine muhtelif olduğuna, tefekkür edenler için çok mühim burhanlar (deliller) vardır. Evet, Cenab-ı Allah’u Teâlâ buyuruyor ki: aslınız Âdem (a.s) bir avuç topraktan yarattık. Sonra o avuç topraktan sizleri nutfeden alakaya ve ondan mudgaye ve ondan da akıllı beşer yarattık. Yerden tasarruf edip maişetinizi temin edesiniz diye sizlere fununi meaşi ile iyilik, kötülük, zenginlik, fakirlik, saadet, şekavet ve talim ile terbiyeyi sizlere bildirmişizdir. Ve aynı zamanda sizin nefsinizden yani asıl Âdem (a.s) olarak murad olur. Sizlere ezvaci mutaharat (temiz kılınmış eşler) yarattı ki, onlarla ulfet edip rahmet gösterip hüsnü maişet edesiniz. Yeri ve göğü yaratıp gök de yağmuru, yer de nebatat ve hububatı üzerinde güneşin ısısı verip ki, faydalanasınız. Sizleri muhteliful lisan olarak yaratmışızdır ki, sizler kendi aranızda Allahın tarafında sizlere verilmiş olan lisanla konuşup, haberleşip, anlayıp biri birinize kadir kıymet veresiniz. Erdin mevsimlerde ihyası gibi sizler de gün gelecek ki, ihya edilip huzuri ilahiyeye varacak olduğuna anlayasınız.


اللَّهُ الَّذِي خَلَقَكُمْ ثُمَّ رَزَقَكُمْ ثُمَّ يُمِيتُكُمْ ثُمَّ يُحْيِيكُمْ هَلْ مِن شُرَكَائِكُم مَّن يَفْعَلُ مِن ذَلِكُم مِّن شَيْءٍ سُبْحَانَهُ وَتَعَالَى عَمَّا يُشْرِكُونَ

Rûm Suresi ayet 40

Evet, O Yüce Mevla’dır ki, siz insanları ana rahminde yaratıp, dünyaya göz açtırıp, işitici, görücü, tefekkür edici, zekâ, hafıza ve sair duygularla mücehhez kılıp, mal ile mülk ve evlat ihsan ederek, müddeti mev’ude geldiğinde imate edip, ba’de tamamil müddeti alemil berzah tekrar ihya ederek, huzuri ilahiyesine alarak, muhasebe ettikten sonra herkesi layıkı vechi ile makamlarına gönderecektir. Tabi ki makam burada ayrılır, yani amele göre ya cennet veya cehennem verilecektir, ey müşrikler sizlerin tapınaklarınız sizler için böyle bir şeyi yapabilirler mi? Hâşâ ve kellâ Cenab-ı Allah’u Teâlâ şerikten münezzeh ve müberradır.

ظَهَرَ الْفَسَادُ فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِ بِمَا كَسَبَتْ أَيْدِي النَّاسِ لِيُذِيقَهُم بَعْضَ الَّذِي عَمِلُوا لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ

Rûm Suresi ayet 41

Bileseniz ki,karada ve denizde ne gibi felaketler zuhura gelirse elbette insanların ettikleri zulümdendir ki ettikleri zulümden geldiğini anlayıp tövbe eder Allah’a dönsünler içindir.

مَن كَفَرَ فَعَلَيْهِ كُفْرُهُ وَمَنْ عَمِلَ صَالِحًا فَلِأَنفُسِهِمْ يَمْهَدُونَ

Rûm Suresi ayet 44

Evet, her kim küfür edip mütemmeridane Hareke eder küfrün vüzri (vebali) ona aittir. Her kim ameli salihi işlerse,kendi nefsine temhidi makam etmiştir. Yani vela teziru vaziretün vizra uhra sırrına dayalı olarak her kim ne gibi bir amel işlerse kendi nefsi için yapmış olur. Hiçbir kimse diğer kimsenin ettiğinden sual edilmez. Ve kimse kimsenin yükünü taşıyamaz.

لِيَجْزِيَ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ مِن فَضْلِهِ إِنَّهُ لَا يُحِبُّ الْكَافِرِينَ

Rûm Suresi ayet 45

Evet, bu zikri geçen temhidat (izahatlar) sebebiyle herkes ameline karşı cezaya müstahak olarak cezalandırılacaktır. Yani ameline göre ya cennet ki dünyada iken ameli salihi işlemiş olan şahıslar için mükâfat olarak verilecektir. Ve yahut gayri Salih yani kötü amel işleyenler için,darül ceza olarak cehennem verilecektir. Burada ceza kelimesi iki manaya şamildir. Ceza yı bil hayr amele karşı ki ameli salihtir. Cennet olarak verilecektir. İkincisi ise cezayı bi şerdir ki kötü amele karşı darül ceza olan cehennem makamlarıdır verilecektir. Estaizu billâh

فَإِنَّكَ لَا تُسْمِعُ الْمَوْتَى وَلَا تُسْمِعُ الصُّمَّ الدُّعَاء إِذَا وَلَّوْا مُدْبِرِينَ

Rûm Suresi ayet 52

وَمَا أَنتَ بِهَادِي الْعُمْيِ عَن ضَلَالَتِهِمْ إِن تُسْمِعُ إِلَّا مَن يُؤْمِنُ بِآيَاتِنَا فَهُم مُّسْلِمُونَ

Rûm Suresi ayet 53

Evet, ey Nebiyim Muhammed (s.a.s) mevta mesabesinde olan kâfirlere bu Megvuze’yi Kuran-i’yeyi dinletemezsin. Çünkü onlar hakikati duymaktan sağırdırlar. Nasıl ki sağır olan kişi arkasını çevirir giderken arkadan çağıranın sesini işitmez. Tıpkı bunun gibi kâfirler de senin hakikat sesini duymazlar. Hakikati görmeyen kör mesabesinde olan, ehli delaleti hidayet edemezsin. Ancak seni dinleyen guruhi müslimini ve ayeti ilahiyemize inanıp iman edenleri hidayete kavuşturup mevizeyi kuraniyeyi onlara işittirebilirsin. Evet, bu her iki ayeti kerimle de Cenab-ı Allah’u Teâlâ mümin ile kâfirin beynilerini (aralarını) beyan etmek üzere farkları ortaya koymuştur ki kâfir olanlar peygamber ile Kuran’ı dinleyip mütemerrid (dinden çıkmış) olarak inkâra kalkışıp kaldılar. Müminler ise inanıp iman ederek Allah’ın rızasını kazanıp devam ettiler. Bu sebepten dolayı el cezaül min cinsi lamel kaidesine dayalı olarak her taifei insan kendi ettiğiyle baş başa kalacağından beyanat varıd olmuştur. Yani mevta mesabesinde olan müşrik, mütemerrid, kâfir, münafık, fasık, zalim ve mebtunul küfür olanlar elbette ve elbette narı cehennemi boylayacaktırlar. Zira bunlar dünyada iken narı cehennemi gerektiren olan ameli habisi işlemişlerdir. Ama zümreyi muvahidin (Allahın birliğine inanan) ve cemaati müslimin ve milleti müminin olan Salihler ise Allah’a inandığı gibi Allah’ın emirlerini gerçek olarak bi hasebil takatil beşeriye ifa etmişlerdir. Ve yerine göre de insanlara ahlaki haseneleriyle ve güzel sözleriyle ve kitabı semaviyeye muvaffak şekilde icraatlarıyla örnek olmuşlardır. Ve hem de bu münval üzere imrarı hayat ederek devam etmişlerdir. İşte burada fe men ye’mel miskale zerretin hayren yerehu ve men ye’mel miskale zerreten şerren yerehu hükmü Kuran-ı Zuhur buldu demektir. Yani her kim neyi işlerse rûzi mahşerde,Mahkemeyi Kübra’yı ilahiyede onunla muhasebe edilecektir. Bil mukabeleyi amel her iki duraktan birisini elbette boylayacaktır. Ama cennet ve ama cehennem.
Rûm süresi burada önemli ve seçkin ayetleriyle son bulmuştur. Şanı Yüce olan Cenab-ı Allah’u Teâlâ nasip ederse inşallahu Teâlâ lokman süresine başlayacağız.

Bediûzzaman Said Nursi Talebelerinden 
Fakih Şükrü zâde
Muhammed Nuri ÇELİK



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

sevinçler avize

Şeref AY

Güneş Sistemi

Güneş Sistemi
Üstteki resimle bu resim arasındaki benzerliği farketmişsinizdir Güneş Sistemi de diğer sistemlerle birlikte bir merkez etrafında dönmektedir. Ancak biz henüz bunu keşfedemediğimizden bu sözün bilimsel bir dayanağı yoktur.

Cevşen