15 Nis 2010

NİSÂ SURESİ


NİSÂ SURESİ

 

سورة اﻟﻨﺴﺄ

بِسْمِ اللَّهِ ٱلرَّحْمـٰنِ ٱلرَّحِيمِ

يَا أَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُواْ رَبَّكُمُ الَّذِي خَلَقَكُم مِّن نَّفْسٍ وَاحِدَةٍ وَخَلَقَ مِنْهَا زَوْجَهَا وَبَثَّ مِنْهُمَا رِجَالاً كَثِيرًا وَنِسَاء وَاتَّقُواْ اللّهَ الَّذِي تَسَاءلُونَ بِهِ وَالأَرْحَامَ إِنَّ اللّهَ كَانَ عَلَيْكُمْ رَقِيبًا ً﴿١﴾

Nisâ Suresi ayet 1

Cenab-ı Allah’u Teâlâ bu hitabı muallâsında bütün insanları, zati ilahiyesine ibadet etmeye davet ediyor ve buyuruyor ki:

Ey insanlar!
Öyle bir Rabbi’nizden korkunuz ki, cümlenizi tek bir nefisten yaratmıştır. İlken o nefsi yaratıp, müteakiben aynı nefisten zevcesi olacak olan Havva’yı validemizi yarattıktan sonra bütün insanları yani erkek ve kadın ne ki varsa tamamen bu iki şahıs arasında neşir edip halk ve icat etmiştir. Allah’tan korkunuz ki; siz onunla yemin ediyorsunuz ve yine Allah’tan korkunuz ki aranızdaki sile-i rahmi katî’ etmeyiniz. Karabetiniz devam etsin. Nasıl ki peygamber efendimiz Hz. Muhammed (a.s) buyurmuştur ki: men serrehu en yebsute lehu fi rızkıhi ve en yunsee fi eserihi fel yusalli rahimehu el hadis
Yani, her kim rızkını bol, günahlarını unutulmuş olarak görmek istiyorsa sile-i (sıla-i) rahimde bulunup akrabalar arasındaki bağı kesmesin. Ve diğer bir hadisi
şerifinde buyurmuştur ki: sil men kataake va’fu an men zelemeke vah’sin ila men esae ileyke sadakal resullullahi yani, sile-i rahmi senden kesen akrabanı sen ziyaret eyle. Ondan sile-i rahmi kesme. Sana hakaret edeni affeyle. Senin hakkında kötü düşünüp dil uzatana iyilik eyle. Bunun müstaki ise; feddeisseyi ete bil hasaneti ayeti kerimedir. Yani, sana kötülük yapana iyilikle karşılık ver ki Cenab-ı Allah sana yardımcı olsun ve ikinci bir müsdak da vel kaziminel gayz vel afine anin nasi vallahu yuhibbul muhsinin yani gayzini ve gadabını teskinleşen, ona karşı yapılmış olan kötülükleri aradaki fitneyi kaldırmak için affedene Cenab-ı Allah’ın sevgisi vardır.

تِلْكَ حُدُودُ اللّهِ وَمَن يُطِعِ اللّهَ وَرَسُولَهُ يُدْخِلْهُ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا وَذَلِكَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ﴿١٣﴾

Nisâ Suresi ayet 13

Cenab-ı Allah’ın beyan eylediği bazı hudude hükümler vardır. İşaretidir her kim Allah’ın ve Resülullah’ın beyan eyledikleri hükümlerine itaat ederse Cenab-ı Allah’u Teâlâ mükâfat olarak onları öyle cennetlere ithal edecek ki o cennetlerin eşcarı (ağaçları) altında ve kasirlerin arasında ırmaklar akar. Daimi olarak kalacaklardır. İşte en büyük kurtuluş budur. Bu ayetin zümni manası ise gelecektir.

وَمَن يَعْصِ اللّهَ وَرَسُولَهُ وَيَتَعَدَّ حُدُودَهُ يُدْخِلْهُ نَارًا خَالِدًا فِيهَا وَلَهُ عَذَابٌ مُّهِينٌ﴿١٤﴾

Nisâ Suresi ayet 14

İşte zümni mana budur ki: Cenab-ı Mevla beyan ediyor ve buyuruyor ki: Her kim Allah ve Resülullah’ın hükümlerinde isyan çıkarırsa ebedi olarak cehenneme ithal edilecektir. Ve onun için dehşet verici ihanet ve zillet verici bir azaba giriftar olacaktır.




إِنَّمَا التَّوْبَةُ عَلَى اللّهِ لِلَّذِينَ يَعْمَلُونَ السُّوَءَ بِجَهَالَةٍ ثُمَّ يَتُوبُونَ مِن قَرِيبٍ فَأُوْلَـئِكَ يَتُوبُ اللّهُ عَلَيْهِمْ وَكَانَ اللّهُ عَلِيماً حَكِيماً﴿١٧﴾

Nisâ Suresi ayet 17

Cenab-ı Allah’u Teâlâ bu ayeti kerimede ‘kimlerin tövbesi kabul buyrulur?’ diye onun beyanını murad ettiğinden şöyle buyuruyor ki: O insanların tövbesi kabul olur ki eğer işlediğinin günah ve haram olduğunu bilmezlerse bildiği anda hemen nedamet (pişmanlık) gösterip tövbe ederek o günah işlemine ısrar olmazsa o vakit Cenab-ı Allah’u Teâlâ öylesilerin tövbesini kabul buyurup günahlarını da affedecektir. Cenab-ı Allah’u Teâlâ bilicidir. Ve hükümranlık ona müsellemdir (aittir).

وَلَيْسَتِ التَّوْبَةُ لِلَّذِينَ يَعْمَلُونَ السَّيِّئَاتِ حَتَّى إِذَا حَضَرَ أَحَدَهُمُ الْمَوْتُ قَالَ إِنِّي تُبْتُ الآنَ وَلاَ الَّذِينَ يَمُوتُونَ وَهُمْ كُفَّارٌ أُوْلَـئِكَ أَعْتَدْنَا لَهُمْ عَذَابًا أَلِيمًا﴿١٨﴾

Nisâ Suresi ayet 18

Bu ayet geçmiş ayetin içerliğini ifade ederek buyuruyor ki: ‘bilerek günahı işleyip tövbeyi Tahir ederek ölümle karşı karşıya gelinceye kadar ‘şimdi ben tövbe ediyorum’ der diğeri de tövbe ne olduğunu kabul bile etmeyip, küfür üzere imrarı hayat ederek ta ölünceye kadar. Bunlar için elim ve dehşet verici bir azapla Vâadi Sübhaniye’miz vardır. Elbette herkes ettiğinin cezasını çekecektir. İlahi adaletin gereği de budur. Ve şüphesizdir.


يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ تَأْكُلُواْ أَمْوَالَكُمْ بَيْنَكُمْ بِالْبَاطِلِ إِلاَّ أَن تَكُونَ تِجَارَةً عَن تَرَاضٍ مِّنكُمْ وَلاَ تَقْتُلُواْ أَنفُسَكُمْ إِنَّ اللّهَ كَانَ بِكُمْ رَحِيمًا﴿٢٩﴾

Nisâ Suresi ayet 29

Ey iman edenler!

Aranızda malınızı gayri meşru bir şekilde yemeyiniz. Gasp, sırkat (hırsızlık), rüşvet ve kumar gibi… Velâkin ticaret sebebiyetiyle yani meşru bir şekilde yiyebilirsiniz. Rıza göstermek şartıyla ve sakın birbirinizin kanını dökmeyin bu ayeti kerimede intihara şamil zümni bir mana vardır. Belki zahirde de işaret vardır. Zira insan, kendine malik değildir. Onun sahibi hakiki CENAB-I ALLAH’tır. Bu beden libası emaneten ruha giydirilmiştir. Kendi kanını da dökerse mesuldur. İşte Cenab-ı Allah’u Teâlâ sizleri narı cehennemle tazip etmek istemediğinden dolayı rahmeti ilahiyesine dayalı olarak sizlere bu haberi vermiştir.

وَمَن يَفْعَلْ ذَلِكَ عُدْوَانًا وَظُلْمًا فَسَوْفَ نُصْلِيهِ نَارًا وَكَانَ ذَلِكَ عَلَى اللّهِ يَسِيرًا﴿٣٠﴾

Nisâ Suresi ayet 30

Herhangi birisi zalimane bu yasağı ilahiyede bulunup sevki dem ederse, irtikâbı measiden (günahkar ve isyankar olmaktan) kendini muhafaza etmezse, elbette narı cehenneme ithal edilip yanacaktır. Bu azabı vermek Cenab-ı Allah’a kolaydır.

وَلاَ تَتَمَنَّوْاْ مَا فَضَّلَ اللّهُ بِهِ بَعْضَكُمْ عَلَى بَعْضٍ لِّلرِّجَالِ نَصِيبٌ مِّمَّا اكْتَسَبُواْ وَلِلنِّسَاء نَصِيبٌ مِّمَّا اكْتَسَبْنَ وَاسْأَلُواْ اللّهَ مِن فَضْلِهِ إِنَّ اللّهَ كَانَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمًا﴿٣٢﴾

Nisâ Suresi ayet 32

Bu ayeti kerimede Cenab-ı Allah’u Teâlâ hased buhlu men etmeye işaret verip buyuruyor ki: ‘taksimatı ilahiyesine dayalı olarak birisinin malı mülkü veya cahi ve rütbesi diğerlerinden fazla olabilir. Bu görüntüde iken diğer birisi ‘neden’ veya ‘niçin’ kelimeleri kullanmasın.’ böyle bir hareke hasede ve buhle (cimriliğe) badi (vesile) olur demektir. Hased ile buhul (cimrilik/tamahkarlık)  ikisi de memnû’tur (yasaktır). Herkes nasibini alır. Cenab-ı Allah’ın fedil ve keriminden isteyin. kimse kimsenin taksimattaki nasibine mani olamaz. Allah’ın iradesi ne ise o olacaktır. Her ne kadar bu ayeti kerim irsiyat meselesinde ve liz zekeri mislu hazıl ün seyeyni yani bir erkeğin hissesi iki kadının hissesine kadar olacağına işaret ise de ayette şumuli ame var olduğundan diğer muamelelere de şamildir.

وَاعْبُدُواْ اللّهَ وَلاَ تُشْرِكُواْ بِهِ شَيْئًا وَبِالْوَالِدَيْنِ إِحْسَانًا وَبِذِي الْقُرْبَى وَالْيَتَامَى وَالْمَسَاكِينِ وَالْجَارِ ذِي الْقُرْبَى وَالْجَارِ الْجُنُبِ وَالصَّاحِبِ بِالجَنبِ وَابْنِ السَّبِيلِ وَمَا مَلَكَتْ أَيْمَانُكُمْ إِنَّ اللّهَ لاَ يُحِبُّ مَن كَانَ مُخْتَالاً فَخُورًا﴿٣٦﴾

Nisâ Suresi ayet 36

Manayı ayet:
Ey âdem zade insanlar!

Sizler Allah’a ibadet ediniz. Allah’ın gayrisine ibadet etmeyiniz. Allah’a şirk koşmayınız. Ebeveyyinlerinize iyilik yapınız. Akrabalarınıza, yetimlere, miskin ve öksüzlere size yakın komşulara ve o komşular ki aranızda karabet bağı bulunmuyor. Bir de seferde olan refikinize veya seninle arkadaşlık eden kimse ne şekilde olursa olsun ve elinizin altında çalışan köle veya cariye veya bunların mesabesinde bulunanlara mutlaka iyilik yapınız. Çünkü her kim bu vasiyeti ilahiyeden burnunu kaldırıp mütekebbirane yüzünü ismi geçenlerden çevirirse bilsin ki o Cenab-ı Allah’ın gadabına maruz kalmıştır.


الَّذِينَ يَبْخَلُونَ وَيَأْمُرُونَ النَّاسَ بِالْبُخْلِ وَيَكْتُمُونَ مَا آتَاهُمُ اللّهُ مِن فَضْلِهِ وَأَعْتَدْنَا لِلْكَافِرِينَ عَذَابًا مُّهِينًا﴿٣٧﴾

Nisâ Suresi ayet 37

Cenab-ı Allah’u Teâlâ mütekebbirlerin sıfatları beyan ederek buyuruyor ki: ‘o kişiler ki Allah’ın onlara verdiğinden bahillik (cimrilik) yapıp vasfi geçenlere nafaka etmezler. İnsanlara da aynı bahillikle  emir edip terki nafakada vasiyette bulunurlar. Onlara Allah tarafından verilmiş maldan ve zenginliklerinden gizletip, ihsan ve iyiliklerden yüzlerini çevirirler. Onlar küfrani nimette bulundukları için hacelet (utanç) verici azaba vâadi sübhaniyesi ile müstahak olmuşlardır.

وَالَّذِينَ يُنفِقُونَ أَمْوَالَهُمْ رِئَـاء النَّاسِ وَلاَ يُؤْمِنُونَ بِاللّهِ وَلاَ بِالْيَوْمِ الآخِرِ وَمَن يَكُنِ الشَّيْطَانُ لَهُ قَرِينًا فَسَاء قِرِينًا﴿٣٨﴾

Nisâ Suresi ayet 38

Evet, ikinci vasıfları da budur:
O kişiler ki mallarını şöhret için nafaka edip Allah’a ve rûzi mahşere inanmıyor. Refikleri şeytandır. Onlar için ne kötü bir mel’ûn refiktir?

وَمَاذَا عَلَيْهِمْ لَوْ آمَنُواْ بِاللّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ وَأَنفَقُواْ مِمَّا رَزَقَهُمُ اللّهُ وَكَانَ اللّهُ بِهِم عَلِيمًا﴿٣٩﴾

Nisâ Suresi ayet 39

إِنَّ اللّهَ لاَ يَظْلِمُ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ وَإِن تَكُ حَسَنَةً يُضَاعِفْهَا وَيُؤْتِ مِن لَّدُنْهُ أَجْرًا عَظِيمًا﴿٤٠﴾

Nisâ Suresi ayet 40

Tevbihi bir istifhamla Cenab-ı Allah’u Teâlâ şöyle hitap ediyor: ‘Acaba Allah’a ve yevmi ahirete iman ettikleri halde onlara ne gibi bir zarar olacaktır ki Cenab-ı Allah’ın onlara verdiği rızıktan Allah’ın muhtaç kullarına nafaka ederlerse neylerinden kayıp olurdu? Cenab-ı Allah’u Teâlâ onların düşüncelerinden ve amellerinden elbette haberdardır.’ Hâşâ ki Cenab-ı Allah’u Teâlâ zulüm etsin. Ve lev zerrei miskal kadar olsun. Her kim halisen bir hasenede bulunursa bilsin ki Yüce Mevla’nın nezdi uluhiyetinde kat kat ecir ve mesubat  (mükafat) verilecektir. Onu razı edecektir.

فَكَيْفَ إِذَا جِئْنَا مِن كُلِّ أمَّةٍ بِشَهِيدٍ وَجِئْنَا بِكَ عَلَى هَـؤُلاء شَهِيدًا﴿٤١﴾

Nisâ Suresi ayet 41

Acaba ne olacak? O günde ki geçmiş küffar ve füccarlar için şahit olarak onların peygamberleri getirip onların üzerine şahitlik ederek YARAB bütün evamiri ilahiyeni bu guruhi küffar ve füccarlara bil hakkil yakın. Yani bila noksan vela ziyade tebliğ ettik. Velâkin onlar ise; inkâr ettiler. Mea haza, Seni de Senin ümmetinde de  bulunan isyankâr olanlar ki seni tebligatlarında tekzip ederek inat edip, mütemeridane (ısrarlı) isyanlarıyla hacilane (utangaç yüzleriyle) baş başa kalmışlardır. Bugün halleri ne olacaktır?

يَوْمَئِذٍ يَوَدُّ الَّذِينَ كَفَرُواْ وَعَصَوُاْ الرَّسُولَ لَوْ تُسَوَّى بِهِمُ الأَرْضُ وَلاَ يَكْتُمُونَ اللّهَ حَدِيثًا﴿٤٢﴾

Nisâ Suresi ayet 42

Öyle bir gün ki o küffar ile Resül’e isyanda bulunanlar; ‘keşke yer yarılıp içine girip kayıp olsaydık. Bu şenati (kötü) halimize vakıf olmasaydık.’ Nasıl ki; “yevme yenzurul mer’u ma kaddemet yedahu ve yekulu kafiru ya leyteni kuntu turaba” Nebe süresinin sonu
Maalesef temennileri boşa çıkar. Hiçbir şekilde fayda vermez. Çünkü onların cevarıhları (azaları) dünyada iken yaptıklarına görgü şahidi olarak şahadet ederler. Onların zannı fasideleri boşa çıktı. Zira onlar sanıyorlardı ki gizli işlemlerinden kimsenin haberi olmadığından muhasebesiz kalacaklardır. Maalesef olmadı.

إِنَّ اللّهَ لاَ يَغْفِرُ أَن يُشْرَكَ بِهِ وَيَغْفِرُ مَا دُونَ ذَلِكَ لِمَن يَشَاء وَمَن يُشْرِكْ بِاللّهِ فَقَدِ افْتَرَى إِثْمًا عَظِيمًا﴿٤٨﴾

Nisâ Suresi ayet 48 

Evet, bu ayeti kerim işaret ediyor ki, insanın günahı -şirkin haricinde ne olursa ve ne kadar büyük olursa da Meşieti ilahiyede kalacaktır. Dilerse affeder dilerse azap eder. Velâkin el iyazu billahi şirk olursa sureti katiyede affı mümkün değildir. ‘’İnnellahe la yuhlifulmiade’’ bunu teyid ediyor. Bu gayri mümkünün sebebine gelince kadimi ve daimi bir varlığın inkârına iftira yoluyla kalkmış olup el cezau min cinsil ameli kaidesince böyle bir iftiranın cezası da ebedi olarak muhallidu finnari (ateşte daimi kalmak) olduğundan şüphe edilmez. Ama diğer günahlar ise Cenab-ı Allah’ın Derya’yı Rahmet’ine karşı küçüktür, ümitsizliği kabul etmez. Cenab-ı Allah’ın rahmetine kesin bir tövbe ile dönüş olursa elbette ki affa madardır (kavuşacaktır).

وَمَا أَنتَ بِهَادِي الْعُمْيِ عَن ضَلَالَتِهِمْ إِن تُسْمِعُ إِلَّا مَن يُؤْمِنُ بِآيَاتِنَا فَهُم مُّسْلِمُونَ

Rûm Suresi ayet 53

Buna natıkdır ki günah şirkin haricinde ne kadar büyük olursa da affı mümkündür. Ümitsizliğe girmenin âlemi yoktur.

إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُواْ بِآيَاتِنَا سَوْفَ نُصْلِيهِمْ نَارًا كُلَّمَا نَضِجَتْ جُلُودُهُمْ بَدَّلْنَاهُمْ جُلُودًا غَيْرَهَا لِيَذُوقُواْ الْعَذَابَ إِنَّ اللّهَ كَانَ عَزِيزًا حَكِيمًا﴿٥٦﴾

Nisâ Suresi ayet 56

Muhakkak bilmelisiniz ki, ayeti ilahiyemizi inkâr edip, küfür üzere hayatlarına son verenler, gelecekte onları öyle bir nara idhal edeceğiz ki,  derileri yakacaktır. Derileri yok olduktan sonra bedelen tekrar üzerlerinde deriyi yaratırız ki, azabın dehşetini ne olduğunu tatsınlar. Ve bilsinler ki; Cenab-ı Allah’u Teâlâ verdiği hükümde hiçbir kimse mani olamaz.

وَالَّذِينَ آمَنُواْ وَعَمِلُواْ الصَّالِحَاتِ سَنُدْخِلُهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا أَبَدًا لَّهُمْ فِيهَا أَزْوَاجٌ مُّطَهَّرَةٌ وَنُدْخِلُهُمْ ظِـلاًّ ظَلِيلاً﴿٥٧﴾

Nisâ Suresi ayet 57

Burada Cenab-ı Allah’u Teâlâ Mümin’lerin vasfını ispat ederek buyuruyor ki: ‘iman edip ameli salihi icra edenleri öyle bir cennete ithal
edeceğiz ki eşcarların altında berrak ırmaklar akıp gidiyor ve ebedi olarak mükâfaten o cennette kalacaklardır. Ve onlar için, ezvacı mutaherat (tertemiz eşler) vardır ki, dünyevi kazuratlardan (pisliklerden) pak ve müberradırlar (temizdirler). Yani onlar için evlat, veled, hayz, nifas, hatta bevl (idrar) bile yoktur. Çünkü onlar nurdan yaratılmış olduklarından dolayıdır ki nur kirliliği kabul etmez. Burada mühim bir noktaya temas edilecek şöyle ki hemen hemen nerede olursa imanın zikrinden sonra ameli Salih zikir ediliyor. Zümni olarak, Cenab-ı Allah’u Teâlâ buyuruyor ki: ‘bileseniz ki yalnız iman veya yalnız ameli Salih sahiplerini darul mükâfat cennetlere ithal etmeye kâfi değildir. Zira bazı gayri Müslim insanlar vardır ki, Allah’ın var olduğunu bilir ama Muhammed-ül Resul’e ve Kuran’a zıttır. Yani kabul etmez. Mümkün ki ameli salihi işler. Bunun bu ameli salihi onun dünyasına hoş olmasına ve hatta suhuleti sekerati mevtune (ölüm halinde canın kolay çıkmasına) faydalı olabilir. Elbette adaleti ilahi buna muktezidir. fe men ye’mal miskale zerretin hayren yerehu ve men ye’mel miskale zerretin şerren yerrehu zilzal süresi sonu buna işarettir. Olur ki iman vardır velâkin ameli salihi işlemez. Yani ibadet eylemediği gibi Memnu ati ilahiyeden de sakınmaz böylesi bir iman da sahiplik edemez. Belki sahibini nara müstahak eder. Ve nudhiluhum zillen zelilen den murad budur ki daimi bir gölge var ki bozulmaz yani güneşin veya başka bir sıcağın tesiri ona yoktur demektir.

إِنَّ اللّهَ يَأْمُرُكُمْ أَن تُؤدُّواْ الأَمَانَاتِ إِلَى أَهْلِهَا وَإِذَا حَكَمْتُم بَيْنَ النَّاسِ أَن تَحْكُمُواْ بِالْعَدْلِ إِنَّ اللّهَ نِعِمَّا يَعِظُكُم بِهِ إِنَّ اللّهَ كَانَ سَمِيعًا بَصِيرًا﴿٥٨﴾

Nisâ Suresi ayet 58

      Buradaki hitabi ilahi umumadır. Yani ne kadar mükellef insan var ise, cümlesine şamildir. Nasıl ki emanet umumidir yani bütün hukuka şamildir. Fark etmeksizin Allah’ın hukuku olsun kulun hukuku olsun ayrımcılık yoktur manayı ayet şöyledir: Muhakkak bileseniz ki Cenab-ı Allah’u Teâlâ emaneti ehline teslim etmenizi emir ediyor. Halk arasında hüküm ederken adaletten şaşmayın buyuruyor. Adaletten ayrılıp herhangi birisinin hukukuna tecavüz ederseniz mesuliyeti ağırdır çekemezsiniz. Bu konuda Cenab-ı Allah’u Teâlâ sizlere vaiz ve nasihatte bulunup emir eder ki adaletsizlikten dolayı nara girmeyesiniz. Cenab-ı Allah’u Teâlâ bilicidir ve görücüdür
.
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ أَطِيعُواْ اللّهَ وَأَطِيعُواْ الرَّسُولَ وَأُوْلِي الأَمْرِ مِنكُمْ فَإِن تَنَازَعْتُمْ فِي شَيْءٍ فَرُدُّوهُ إِلَى اللّهِ وَالرَّسُولِ إِن كُنتُمْ تُؤْمِنُونَ بِاللّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ ذَلِكَ خَيْرٌ وَأَحْسَنُ تَأْوِيلاً﴿٥٩﴾

Nisâ Suresi ayet 59

Evet, Kuran-ı Kerim’in mühim ayetlerinden birisi de bu ayettir. Hükmü kesindir. Hitabı ilahi burada yalnız müminleredir. Cenab-ı Allah’u Teâlâ buyuruyor ki: ‘Ey ehli iman! Siz Allah’a ve Resul’üne itaât eyleyiniz. Bir de başınızda amir tayin edilmiş olanlara da itaat ediniz. Herhangi bir şeyde münazaa (çekişme) aranıza girdiği zaman Allah’ın kitabına ve Resulullah’ın sünnetine müracaat ediniz.’ Eğer ki sizler Allah’a ve yevmi ahirete inanmış iseniz; siz müminler için hüküm budur. İşte Allah’ın kitabına ve Resul’ün sünnetine rucu’ eylemek (dönmek) sonunda sizler için en hayırlısıdır. Evet, burada mühim bir nokta daha var. O da ulül emir meselesidir. ‘Münküm’ kelimesinden anlaşılan budur ki; ulül emrin Müslüman olması şarttır. Ve mümin olmalıdır şayet ulül emir münafıklardan madut olursa, yani Kuran’a muhalif harekelerde bulunup, Resulullah’ın sünnetini icra etmezse, yani onun yolundan ayrılırsa o bu hakkını kayıp etmiş olur. Zamanın hükemaları gibi ne Kuran’ı kabul ederler ve ne de sünneti Resulullah’ı (a.s). Zaten şeraiti inkâr ediyorlar. Onlar sanırlar ki inkârlarıyla şer’i şerifi ortadan kaldırılacaktır. Maalesef devam etmektedir. Zira şeriat denilen Usuli dini mübini İslam’ı onların zannettikleri gibi sanki insanların mefkûresidir (fikir ve gayeleridir). Hâşâ ki böyle ola şeriatın esası ve usulü dini mübini İslam’ın menbei ve edlei şêr denilen dört esasa dayanır. Başta Kuran-ı Kerim’dir. Evet, Kuran’a muhalif olan kaideler merduttur (red olunmuştur). Diğeri Resulullah’ın sözleri ve ef’alleridir. Buna muhalif olanda red edilmiştir.
Zira efendimiz ‘men ehde se şeyen fe leyse aleyhi emruna fehuve merdudun, ev kale men ahdese şeyen fi emri na haza min indihi fehüve reddün’   El hadis buyurmuştur.
Yani her kim emir ve ahkâmımızın (hükümlerimizin) haricinde bir hükmün icrasına kalkışırsa, o bid’attır kabul edilmez ve merduttur. Diğeri icmai ümmettir. Yani hulefai rraşidinin meacemmil gafir min ulemais sahabe ittifaken kabul eylemeleridir. Yani sahabe-i kiramlardan çoğunlukla müteşekkil mütedeyyin ve muttaki bir cemaattir demektir. Diğeri ise kıyastır. Yani sahabelerin zamanında bir hükmün icrası için usul ve esasına dayalı herhangi bir şeye rastlanmadığı vakit sorarlardı ki: ‘Acaba buna benzer bir hükmün icrası (a.s) Efendimizin zamanında veya hulefai rraşidinin zamanında nasıl amel ederlerdi? Ona kıyasen icrai hüküm ederlerdi. Bu da kıyastır.’ İşte bunların haricinde şeriatın temeli olamaz. Velâkin son zamanlarda bazı ulemalar kıyası kabul etmediler. Fakat onların kabul eylememesiyle kıyas esası red edilemez.

وَمَن يُطِعِ اللّهَ وَالرَّسُولَ فَأُوْلَـئِكَ مَعَ الَّذِينَ أَنْعَمَ اللّهُ عَلَيْهِم مِّنَ النَّبِيِّينَ وَالصِّدِّيقِينَ وَالشُّهَدَاء وَالصَّالِحِينَ وَحَسُنَ أُولَـئِكَ رَفِيقًا﴿٦٩﴾

Nisâ Suresi ayet 69

Binaen âleyh.
        
Her kim Allah’a ve Allah’ın Resul’üne yani Muhammed’e (s.a.v) itaat edip, imrarı hayat ederse o Allah’ın nimet hidayetine kavuşanlarla beraberdir. O guruhi mühtediyn ise; evvela enbiyalar saniyen zümrei sıddıkinler ki büyükleri Ebu Bekir Sıddık’tır (r.a) salisen cemaati şühedadır. Rabian halis olarak, icrayı amel eden zümreyi salihindirler. Ne mutlu o kişilere ki, bunlara refakatte kesbi istihkak ederek ve layıki refakat olmuştur.

ذَلِكَ الْفَضْلُ مِنَ اللّهِ وَكَفَى بِاللّهِ عَلِيمًا﴿٧٠﴾

Nisâ Suresi ayet 70

İşte, bu refakat nimeti Allah’ın fedl ve ihsanındandır. Cenab-ı Allah’u Teâlâ ancak kendi ilmi ilahisiyle kime layık görürse ona verir.

قُلْ مَتَاعُ الدَّنْيَا قَلِيلٌ وَالآخِرَةُ خَيْرٌ لِّمَنِ اتَّقَى وَلاَ تُظْلَمُونَ فَتِيلاً﴿٧٧﴾

Nisâ Suresi ayet 77ayetin sonu

         Ey Muhammed (s.a.s)!
        
De ki: ‘Neimi dünya fanidir ve neimi ahiret ise bakidir. Cenab-ı Allah’u Teâlâ kimseyi ecru masubatından (mükafatından) noksan etmez. Velev az da olsa. Herkes dünyada iken ettiği ameli salihin mukabili ecru sevabını noksansız olarak terafi ilahiyeden alacaktır.

أَيْنَمَا تَكُونُواْ يُدْرِككُّمُ الْمَوْتُ وَلَوْ كُنتُمْ فِي بُرُوجٍ مُّشَيَّدَةٍ وَإِن تُصِبْهُمْ حَسَنَةٌ يَقُولُواْ هَـذِهِ مِنْ عِندِ اللّهِ وَإِن تُصِبْهُمْ سَيِّئَةٌ يَقُولُواْ هَـذِهِ مِنْ عِندِكَ قُلْ كُلًّ مِّنْ عِندِ اللّهِ فَمَا لِهَـؤُلاء الْقَوْمِ لاَ يَكَادُونَ يَفْقَهُونَ حَدِيثًا﴿٧٨﴾ 

Nisâ Suresi ayet 78

Ey insanlar!

Nerede bulunursanız bulununuz, vakti gelince elbette ölümün tadını alacaksınız. Her ne kadar kale yapıp gizlenseniz dahi ölümden kurtuluş mümkün değildir. Efendimizin zamanında münafıklara ganime gelseydi diyorlardı ki: ‘indi ilahiyede iyiliğimiz bilindiği için bu nimeti bize yapar.’ Hezimet olduğu zaman diyorlardı ki: ‘dinimizi terk edip Muhammed’e (s.a.s) tabii olduğumuz için seyyieyle (kötülükle)
karşı karşıya kaldık’ diye suizanda bulunurlardı. Cenab-ı Allah’u Teâlâ Ey nebiyim Muhammed (s.a.s)! O münafıklara de ki: ‘her ne olursa cümleten indi ilahiyeden olur. Hiçbir kimsenin etkisi yoktur. Bu kavme ne olmuş ki takdiri ilahiyeyi her şeye hâkim olduğunu bilmezler. Bazı şeyleri Allah’a bazı şeyleri de mahlûka isnat ederler. İşte bu zannı fasideleriyle manen küfür üzere kalıp Muhammed-ül Resul’ün (s.a.s) nâati mübakerelerini inkâr ediyorlar. Neuzu billahi min şururihim yani şerlerinden Allah’a sığınıyoruz.

مَّا أَصَابَكَ مِنْ حَسَنَةٍ فَمِنَ اللّهِ وَمَا أَصَابَكَ مِن سَيِّئَةٍ فَمِن نَّفْسِكَ وَأَرْسَلْنَاكَ لِلنَّاسِ رَسُولاً وَكَفَى بِاللّهِ شَهِيدًا﴿٧٩﴾

Nisâ Suresi ayet 79

         Cenab-ı Allah’u Teâlâ imanın hakikatini beyanen buyuruyor ki:
Ey insan! Sana gelen ve isabet eden nimet ve ihsanı ilahiyemizi bizden geldiğini bilmelisin. Sana bir meşikkat ve beliye (zorluk ve bela) isabet ettiği vakit, kesbi yedinden (kendi yaptıklarından) bilmelisin. Ey Muhammed (s.a.s) bütün insanlara seni peygamber olarak gönderip tebliği evamiri ilahiyemizi (ilahi emirlerimizi tebliğ) edesin. Her halükarda Allah’ın sana kâfidir ve Resul olduğuna da şahittir.

مَّنْ يُطِعِ الرَّسُولَ فَقَدْ أَطَاعَ اللّهَ وَمَن تَوَلَّى فَمَا أَرْسَلْنَاكَ عَلَيْهِمْ حَفِيظًا﴿٨٠﴾

Nisâ Suresi ayet 80
        
Her kim emri tebliğde Muhammed-ül Resul’e (a.s) itaat ederse o Allah’a itaat etmiş olur. Çünkü Cenab-ı Allah’u Teâlâ tarafından gönderilmiş bir mübelliğ ve Resul’dür. Her kim itiraz edip ifayı emirde yüzünü çevirirse elbette bu ameliyelerinden muhasebe olunamazsın. ‘’İn aleyke illel belağul mubiyn’’ yani ancak sen tebliği evamirimize mükellef kılınmışsın. Yani senin görevin tebliğdir. Hesapları ise biz görürüz.  Rûzi mahşerde mahkemeyi kübrayı ilahiyemizde beyan edilecektir.

اللّهُ لا إِلَـهَ إِلاَّ هُوَ لَيَجْمَعَنَّكُمْ إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ لاَ رَيْبَ فِيهِ وَمَنْ أَصْدَقُ مِنَ اللّهِ حَدِيثًا﴿٨٧﴾

Nisâ Suresi ayet 87

Cenab-ı Allah’u Teâlâ zati ilahiyesinden bütün insanlara kasem ediyor ki: ‘muhakkak evvelin ve ahirin olan bütün halaik (mahlukat) saidi vahideden toplanacaktır.’ Bileseniz ki vaad vermekte (söz söylemekte)  Allah’tan daha doğru sebatı söz kimse yoktur.

وَمَن يَقْتُلْ مُؤْمِنًا مُّتَعَمِّدًا فَجَزَآؤُهُ جَهَنَّمُ خَالِدًا فِيهَا وَغَضِبَ اللّهُ عَلَيْهِ وَلَعَنَهُ وَأَعَدَّ لَهُ عَذَابًا عَظِيمًا﴿٩٣﴾

Nisâ Suresi ayet 93

Herhangi bir kimse bila ruhsati şer’iye (şeriatın izni olmaksızın) bir mü’mini katıl ederse (öldürürse) indi ilahiyede lanetlenmiş olmakla beraber ebediyen azabı cehenneme müstahak olmuştur.

لاَّ يَسْتَوِي الْقَاعِدُونَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ غَيْرُ أُوْلِي الضَّرَرِ وَالْمُجَاهِدُونَ فِي سَبِيلِ اللّهِ بِأَمْوَالِهِمْ وَأَنفُسِهِمْ فَضَّلَ اللّهُ الْمُجَاهِدِينَ بِأَمْوَالِهِمْ وَأَنفُسِهِمْ عَلَى الْقَاعِدِينَ دَرَجَةً وَكُـلاًّ وَعَدَ اللّهُ الْحُسْنَى وَفَضَّلَ اللّهُ الْمُجَاهِدِينَ عَلَى الْقَاعِدِينَ أَجْرًا عَظِيمًا﴿٩٥﴾

Nisâ Suresi ayet 95

Bileseniz ki indi ilahiyede malıyla nefsiyle Allah’u Teâlâ’nın yolunda sa’yini (emeğini) harcayıp mücahit olan ile olmayan bir değildir. Elbette ki mücahit olan olmayana göre daha faziletlidir ama gayri mücahit olanlar bir özüri şer’iyle geri kalmışlarsa nezdi ilahiyede mücahit olanlar gibi me’ccurdurlar (ecirlidirler).  Çünkü onları geriye bırakan meşru’ bir özürdür.  

  إِنَّا أَنزَلْنَا إِلَيْكَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ لِتَحْكُمَ بَيْنَ النَّاسِ بِمَا أَرَاكَ اللّهُ وَلاَ تَكُن لِّلْخَآئِنِينَ خَصِيمًا﴿١٠٥﴾

Nisâ Suresi ayet 105

Ey Muhammed (s.a.s) biz Allah’u azimüşan Kuran-ı Mübin’i sana inzal ettik (indirdik) ki sana bildirdiğimizle halk arasında hüküm edesin hainlere şefaat ve savunuculuk yapma.

وَلاَ تُجَادِلْ عَنِ الَّذِينَ يَخْتَانُونَ أَنفُسَهُمْ إِنَّ اللّهَ لاَ يُحِبُّ مَن كَانَ خَوَّانًا أَثِيمًا﴿١٠٧﴾

Nisâ Suresi ayet 107

Nefislerine hiyanet ederek measilerde (asilikte) bulunduktan sonra şefaatlerini yapma. Bilesin ki Allah’u Teâlâ böylesini sevmez.

يَسْتَخْفُونَ مِنَ النَّاسِ وَلاَ يَسْتَخْفُونَ مِنَ اللّهِ وَهُوَ مَعَهُمْ إِذْ يُبَيِّتُونَ مَا لاَ يَرْضَى مِنَ الْقَوْلِ وَكَانَ اللّهُ بِمَا يَعْمَلُونَ مُحِيطًا﴿١٠٨﴾

Nisâ Suresi ayet 108

Onlar insanlardan korkup measilerini  gizletirler. Allah’tan korkmazlar ve hayâ da etmezler. Hâlbuki Cenab-ı Allah’u Teâlâ bütün hal ve efalleri ilmi mühitiyle bilicidir. Gizlenenleri ile aşikârları tamamen bilir.

وَمَن يُشَاقِقِ الرَّسُولَ مِن بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُ الْهُدَى وَيَتَّبِعْ غَيْرَ سَبِيلِ الْمُؤْمِنِينَ نُوَلِّهِ مَا تَوَلَّى وَنُصْلِهِ جَهَنَّمَ وَسَاءتْ مَصِيرًا﴿١١٥﴾

Nisâ Suresi ayet 115

Yani her kim Resulullah’ın mucizeleri görüp kabulden sonra istinkâf ederek (inkar ederek) Resulullah’ın emri tebliğine muhalefet gösterirse ve müminlerin kabul eyledikleri hidayet yolunu red ederse, onu ihtiyar eylediği fasıd olan görüşüne terk ederiz. Ve cehennemde makam alacaktır.Ne kötü bir makam.

وَمَن يَتَّخِذِ الشَّيْطَانَ وَلِيًّا مِّن دُونِ اللّهِ فَقَدْ خَسِرَ خُسْرَانًا مُّبِينًا﴿١١٩﴾

Nisâ Suresi ayet 119 ayetin sonu

Her kim aleyhi lane şeytanı kendine dost ve yardımcı ittihaz (kabul) ederse onun döneceği yer cehennem olduğundan dünya ile ahireti zarar etmiştir.

وَمَن يَعْمَلْ مِنَ الصَّالِحَاتَ مِن ذَكَرٍ أَوْ أُنثَى وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَأُوْلَـئِكَ يَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ وَلاَ يُظْلَمُونَ نَقِيرًا﴿١٢٤﴾

Nisâ Suresi ayet 124

Erkek olsun, kadın olsun, imanla beraber ameli salihi işleyen için darül mükâfat cennetler vardır. Az da olsa sevaplarından eksik olmaz.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ آمِنُواْ بِاللّهِ وَرَسُولِهِ وَالْكِتَابِ الَّذِي نَزَّلَ عَلَى رَسُولِهِ وَالْكِتَابِ الَّذِيَ أَنزَلَ مِن قَبْلُ وَمَن يَكْفُرْ بِاللّهِ وَمَلاَئِكَتِهِ وَكُتُبِهِ وَرُسُلِهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَقَدْ ضَلَّ ضَلاَلاً بَعِيدًا﴿١٣٦﴾

Nisâ Suresi ayet 136

إِنَّ الَّذِينَ آمَنُواْ ثُمَّ كَفَرُواْ ثُمَّ آمَنُواْ ثُمَّ كَفَرُواْ ثُمَّ ازْدَادُواْ كُفْرًا لَّمْ يَكُنِ اللّهُ لِيَغْفِرَ لَهُمْ وَلاَ لِيَهْدِيَهُمْ سَبِيلاً﴿١٣٧﴾

Nisâ Suresi ayet 137

Muhakkak bilinmelidir ki o insanlar ki iman ettikten sonra küfre girerler. Sonra tekrar imana dönerler. Ve sonra bir daha küfre girip izdiyadı küfür ederler (küfürlerini artırırlar). Onlar için bağışlama ile hidayete vuslat mümkün olmadığı gibi nezdi ilahide azap vardır. Nisa süresinin 136.ayetinde yani bundan evvel ki ayette Cenab-ı Allah’u Teâlâ buyuruyor ki:
         Ey iman edenler! İman üzere sabit ve müdavim (devamlı) olunuz. Hem Kuran’a ve hem de evvel nazil eylediğimiz kitaplara bi tamamiha inanıp iman ediniz. Her kim semavi kitaplara ve Allah’ın yarattığı meleklere ve bütün peygamberlere ve hâşır gününe inanmazsa o rahmeti ilahiyeden uzaklaşıp delalete girmiştir.

بَشِّرِ الْمُنَافِقِينَ بِأَنَّ لَهُمْ عَذَاباً أَلِيماً

Nisâ Suresi ayet 138

Ey nebiyim Muhammed (s.a.s)!

Onlar ki mebtunul küfürdürler. Narı cehennemin azabıyla onlara haber ver ki onlar için incitici hacalet  (acı) verici azap vardır.

الَّذِينَ يَتَّخِذُونَ الْكَافِرِينَ أَوْلِيَاء مِن دُونِ الْمُؤْمِنِينَ أَيَبْتَغُونَ عِندَهُمُ الْعِزَّةَ فَإِنَّ العِزَّةَ لِلّهِ جَمِيعًا﴿١٣٩﴾

Nisâ Suresi ayet 139

         O münafıklar ki gayri Müslim kâfir olanlarla dostluk edip onların yanında şeref ve izzet beklerler. Hâlbuki izzet ve şeref Allah ve Allah’ın
Resul’üne müsellemdir (aittir). Gelecek ayeti kerimede Cenab-ı Allah’u Teâlâ münafıkların sıfatı habiseleri beyan edip şöyle buyuruyor:

وَقَدْ نَزَّلَ عَلَيْكُمْ فِي الْكِتَابِ أَنْ إِذَا سَمِعْتُمْ آيَاتِ اللّهِ يُكَفَرُ بِهَا وَيُسْتَهْزَأُ بِهَا فَلاَ تَقْعُدُواْ مَعَهُمْ حَتَّى يَخُوضُواْ فِي حَدِيثٍ غَيْرِهِ إِنَّكُمْ إِذًا مِّثْلُهُمْ إِنَّ اللّهَ جَامِعُ الْمُنَافِقِينَ وَالْكَافِرِينَ فِي جَهَنَّمَ جَمِيعًا﴿١٤٠﴾

Nisâ Suresi ayet 140
        
Evet, burada hitabı ilahi izharı iman eden mümin ve münafıklaradır. Kesin olarak, Kuran-ı Kerim de sizlere nazil olmuştur ki zümreyi insan kâfirler tarafından Kuran’a alaycasına bahis konusu olduğu zaman siz Müslümanlar orada ayrılasınız. Sizler için daha hayırlıdır. Şayet onları dinlerseniz siz de onlar gibi olursunuz. Zira ‘el mer’u naa men ehabbe’ hadisi şerifte de varıd olmuştur ki herkes kendi
sevdiğiyle beraberdir. Binaen ala zalike. Siz Müslümanlar guruhi kâfirin ile münafıkinlerle beraber oturup sohbette bulunmayın. Eğer bulunursanız onlardan farkınız olmaz.

وَلَن يَجْعَلَ اللّهُ لِلْكَافِرِينَ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ سَبِيلاً﴿١٤١﴾

Nisâ Suresi ayet 141

Cenab-ı Allah’u Teâlâ müminlerin üzerinde kâfirlerin tesellütü ve galebelikleri kapatmıştır. Kendiler gibi zahiren görüntüsü vardır. Velâkin mebtunen dinden çıkmışlardır haberleri bile olmuş değildir. Onlar harici meseledir. Burası mühim bir noktadır.

إِنَّ الْمُنَافِقِينَ يُخَادِعُونَ اللّهَ وَهُوَ خَادِعُهُمْ وَإِذَا قَامُواْ إِلَى الصَّلاَةِ قَامُواْ كُسَالَى يُرَآؤُونَ النَّاسَ وَلاَ يَذْكُرُونَ اللّهَ إِلاَّ قَلِيلاً﴿١٤٢﴾                                                                                                 

Nisâ Suresi ayet 142
        
Cenab-ı Allah’u Teâlâ bu ayeti kerimesine münafıkların sıfatını beyan etmektedir. Münafıkların vasfı budur: Allah’u Teâlâ’yı aldatırcasına hareke ederler. Onlar mebtunul küfür insanlardır. Zahiren Müslüman kalben ruhen kâfirdirler. Hâlbuki Cenab-ı Allah’u Teâlâ onları gizledikleriyle beraber bilir. Ve onları elbette cezalandıracaktır. Onlar namaz kılarlar. Velâkin istemeyerek kılarlar nas görsün içindir. İşte bu dehşet verici riyadır ki Cenab-ı Allah’u Teâlâ’yı çok az zikir edip münafıklıkları nasa bildirmemek içindir.

مُّذَبْذَبِينَ بَيْنَ ذَلِكَ لاَ إِلَى هَـؤُلاء وَلاَ إِلَى هَـؤُلاء وَمَن يُضْلِلِ اللّهُ فَلَن تَجِدَ لَهُ سَبِيلاً﴿١٤٣﴾

Nisâ Suresi ayet 143

Yani mutahayirdirler (şaşırmışlardır).küfür ile iman arasında. Evet, Cenab-ı Allah’u Teâlâ bir zümre-i insanın hidayeti talep eylemeyince sen onları hidayete kavuşturamazsın.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ تَتَّخِذُواْ الْكَافِرِينَ أَوْلِيَاء مِن دُونِ الْمُؤْمِنِينَ أَتُرِيدُونَ أَن تَجْعَلُواْ لِلّهِ عَلَيْكُمْ سُلْطَانًا مُّبِينًا﴿١٤٤﴾

Nisâ Suresi ayet 144

         Ey iman edenler!

Kâfirleri dost ve yardımcı ittihaz eylemeyin şayet müminlerin gayrinden kâfirleri sadakatle dost ve yardımcı edinirseniz hücceti ilahiyeye maruz kalırsınız ki bu aşikâr münafıklığın alameti olarak Cenab-ı Allah’u Teâlâ bildirmiştir. Çünkü hücceti ilahiyeden birisi de budur ki; mümin sıfatında bulunan birisi de gayri Müslimlerle sadakatle dost olur. O münafığın ta kendisidir. Ve onlardan mahsuptur.

إِنَّ الْمُنَافِقِينَ فِي الدَّرْكِ الأَسْفَلِ مِنَ النَّارِ وَلَن تَجِدَ لَهُمْ نَصِيرًا﴿١٤٥﴾

Nisâ Suresi ayet 145

Muhakkak zümreyi münafıkinin cezaları cehennem ateşinin en aşağı tabakasıdır. Maalesef onlara da yardımcı bulunamaz.

إِلاَّ الَّذِينَ تَابُواْ وَأَصْلَحُواْ وَاعْتَصَمُواْ بِاللّهِ وَأَخْلَصُواْ دِينَهُمْ لِلّهِ فَأُوْلَـئِكَ مَعَ الْمُؤْمِنِينَ وَسَوْفَ يُؤْتِ اللّهُ الْمُؤْمِنِينَ أَجْرًا عَظِيمًا﴿١٤٦﴾

Nisâ Suresi ayet 146

Velâkin tövbe edip, ameli salihte bulunup, Allah’ın kitabına uyum sağlayıp, dini İslam’da halisen sebat göstererek devam edelerse, müminlerle beraber ecir ve sevaplarını alırlar.

إِنَّ الَّذِينَ يَكْفُرُونَ بِاللّهِ وَرُسُلِهِ وَيُرِيدُونَ أَن يُفَرِّقُواْ بَيْنَ اللّهِ وَرُسُلِهِ وَيقُولُونَ نُؤْمِنُ بِبَعْضٍ وَنَكْفُرُ بِبَعْضٍ وَيُرِيدُونَ أَن يَتَّخِذُواْ بَيْنَ ذَلِكَ سَبِيلاً﴿١٥٠﴾

Nisâ Suresi ayet 150

O kişiler ki; hem Allah’u Teâlâ’yı ve hem de peygamberleri inkâr ederek kimisine inanıp, kimisine de iman etmezler. Böylelikle bir yol tutmayı talep ederler. Bilsinler ki;

أُوْلَـئِكَ هُمُ الْكَافِرُونَ حَقًّا وَأَعْتَدْنَا لِلْكَافِرِينَ عَذَابًا مُّهِينًا﴿١٥١﴾

Nisâ Suresi ayet 151

İşte bunlardır tereddütsüz olarak kâfirdirler. Vâadi Sübhaniyemize göre, onlar için tahkir edici büyük bir azap hazırlanmıştır.

وَالَّذِينَ آمَنُواْ بِاللّهِ وَرُسُلِهِ وَلَمْ يُفَرِّقُواْ بَيْنَ أَحَدٍ مِّنْهُمْ أُوْلَـئِكَ سَوْفَ يُؤْتِيهِمْ أُجُورَهُمْ وَكَانَ اللّهُ غَفُورًا رَّحِيمًا﴿١٥٢﴾

Nisâ Suresi ayet 152

         Allah’a ve Allah’ın gönderdiği peygamberlerine inanıp, hiçbir vecihle ayrımcılığı ve tefrikayı düşünmediler. Bunların ecirleri verilecektir. Cenab-ı Allah’u Teâlâ bu taifeyi insanlara gafur ve rahim sıfatıyla nazar eder.

يَا أَيُّهَا النَّاسُ قَدْ جَاءكُمُ الرَّسُولُ بِالْحَقِّ مِن رَّبِّكُمْ فَآمِنُواْ خَيْرًا لَّكُمْ وَإِن تَكْفُرُواْ فَإِنَّ لِلَّهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ وَكَانَ اللّهُ عَلِيمًا حَكِيمًا ﴿١٧٠﴾

Nisâ Suresi ayet 170

Ey insanlar!

Hakiki bir dinle Muhammed’i (s.a.s) sizlere gönderdim. Hakkınızda en hayırlısı Muhammed’e (s.a.s) ve Kuran’a iman etmektir. Eğer küfre girerseniz, bileseniz ki gökte ve yerde ne ki varsa hepsi Allah’adır ve Allah’a kulluk görevlerini yaparlardır. Cenab-ı Allah’u Teâlâ bilici ve hüküm sahibidir.

يَا أَيُّهَا النَّاسُ قَدْ جَاءكُم بُرْهَانٌ مِّن رَّبِّكُمْ وَأَنزَلْنَا إِلَيْكُمْ نُورًا مُّبِينًا﴿١٧٤﴾

Nisâ Suresi ayet 174

Ey insanlar!
        
Muhammed-ül Resul’ü mucizatıyla hüccet ve delil olarak sizlere Allah’u Teâlâ tarafından gönderilmiştir. İşte Muhammed (s.a.s) Kuran’la beraber sizler için bahir bir Nuri ilahidir. Şaşmayınız mutabeat ediniz.

فَأَمَّا الَّذِينَ آمَنُواْ بِاللّهِ وَاعْتَصَمُواْ بِهِ فَسَيُدْخِلُهُمْ فِي رَحْمَةٍ مِّنْهُ وَفَضْلٍ وَيَهْدِيهِمْ إِلَيْهِ صِرَاطًا مُّسْتَقِيمًا﴿١٧٥﴾

Nisâ Suresi ayet 175

         Allah’ın varlığına inanıp Kuran-ı Mübin’e mütemesiken evamirleri ifa ederlerse, cenneti rahmetine ithal ederek cemali ilahiyesine vasıl edip, doğruluğa kavuşturulacaktır. Burada nisa süresinin bazı seçkin ve önemli ayetleri sohbeti Kuran’iye olarak yazılıp tercüme edilme nailiyetine muvaffak olarak Allah’ın inayetiyle hitam bulundu. Mütercim “Cenab-ı Allah’a nihayetsiz hamdu sena, şükürler olsun, âmin” der.

Bediûzzaman Said Nursi Talebelerinden Fakih Şükrü zâde
Muhammed Nuri ÇELİK





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

sevinçler avize

Şeref AY

Güneş Sistemi

Güneş Sistemi
Üstteki resimle bu resim arasındaki benzerliği farketmişsinizdir Güneş Sistemi de diğer sistemlerle birlikte bir merkez etrafında dönmektedir. Ancak biz henüz bunu keşfedemediğimizden bu sözün bilimsel bir dayanağı yoktur.

Cevşen